Mutlak Butlan ve Kılıçdaroğlu
- sulzam1956
- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur
“MUTLAK BUTLAN” TARTIŞMALARI VE KILIÇDAROĞLU
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun son açıklamaları, bir insanın egosuna yenildiğinde ne kadar büyük yanlışların içine düşebileceğini göstermesi açısından ibret verici bir örnek olmuştur. Kılıçdaroğlu, uzun yıllar kamuoyu tarafından “kâmil insan” olarak görülmüş; sakinliği, hoşgörülü tavrı ve uzlaştırıcı diliyle toplumun saygısını kazanmış bir siyasetçiydi. Özellikle ülkedeki hukuksuzluklara karşı gerçekleştirdiği “Adalet Yürüyüşü”, demokrasi ve hukuk adına önemli bir toplumsal duruş olarak hafızalarda yer etmişti. Dürüst kişiliğiyle geniş kesimlerin gönlünde yer edinmişti. Ancak bugün gelinen noktada sergilediği tutumun, bu birikimi ciddi şekilde zedelediği görülmektedir. Bu durum gerçekten üzücüdür.
Son günlerde Türkiye siyasetinin en çok tartışılan başlıklarından biri, Cumhuriyet Halk Partisi kurultayı üzerinden gündeme gelen “mutlak butlan” tartışmalarıdır. Hukuki bir kavram olan mutlak butlan; yapılan bir işlemin baştan itibaren yok hükmünde sayılması anlamına gelir.
Ancak mesele yalnızca hukuki bir çerçevede kalmamış; aynı zamanda siyasi, ahlaki ve toplumsal boyutları olan bir tartışmaya dönüşmüştür. Bu tartışmaların merkezinde ise Kemal Kılıçdaroğlu bulunmaktadır. Kılıçdaroğlu’nun kurultay sürecine ilişkin tutumu kamuoyunda farklı değerlendirmelere yol açmıştır. Kimileri bunu hukuki bir hak arayışı olarak görürken, toplumun geniş bir kesimi ise yaşananların muhalefete zarar verdiğini düşünmektedir.
78 yaşına gelmiş, yıllarca CHP Genel Başkanlığı yapmış bir siyasetçinin; partisinin oylarını yükselttiği, belediye başkanlarının ve parti yöneticilerinin baskı altında tutulduğu bir süreçte, partiyi zayıflatabilecek “mutlak butlan” tartışmalarına kapı aralaması anlaşılması güç bir durumdur. Çünkü bugün mesele yalnızca kişisel ya da hukuki bir mesele değil; aynı zamanda toplumsal muhalefetin geleceğiyle de ilgilidir.
Siyaset yalnızca hukuki kurallar üzerinden yürüyen bir alan değildir. Aynı zamanda toplumsal güven, birlik duygusu ve ortak hedefler üzerine kuruludur. Bugün toplum; ekonomik sıkıntıların, hukuksuzluk tartışmalarının ve demokratik sorunların yoğunlaştığı bir dönemde siyaset kurumundan çözüm üretmesini beklemektedir. Sürekli iç tartışmalar ise halkın siyasete olan güvenini zayıflatmaktadır.
AKP’ nin toplumsal sorunlara çözüm üretmekte zorlandığı bir dönemde, karşısında güçlü bir alternatif olarak görülen CHP’nin iç tartışmalarla meşgul edilmesi; “Kendi içinde düzen kuramayan bir parti ülkeyi nasıl yönetecek?” algısını güçlendirmektedir. Sayın Kılıçdaroğlu ve çevresindeki isimlerin tutumu da ne yazık ki bu algının oluşmasına zemin hazırlamaktadır.
Bugün birçok insanın eleştirdiği nokta tam da budur. Kurultay sonrası oluşan yeni yönetim tartışılırken, geçmiş hesaplaşmaların yeniden gündeme taşınması parti tabanında kırgınlık yaratmaktadır. Özellikle genç kuşaklar, siyasette sürekli gerilim ve iç çekişme görmekten yorulmuştur. Toplum artık kişisel hesaplaşmalar değil; çözüm üreten, umut veren ve geleceğe güvenle bakılmasını sağlayan bir siyaset anlayışı istemektedir.
Oysa demokratik kültürün temelinde, yarışın ardından ortak hedefte birleşebilmek vardır. Siyasi mücadele; kişisel kırgınlıkların değil, toplumsal sorumluluğun önüne geçmemelidir. Çünkü siyaset kinle, öfkeyle ve geçmiş hesaplaşmalarla değil; akıl, sağduyu ve toplumsal sorumluluk bilinciyle yapılmalıdır.
Türkiye’nin bugün daha fazla kutuplaşmaya değil; sağduyuya, demokrasiye ve toplumsal uzlaşıya ihtiyacı vardır. Siyasi aktörlerin kişisel hesaplaşmalar yerine halkın gerçek sorunlarına yönelmesi, toplumun beklentilerine daha uygun olacaktır. Aksi halde siyaset, çözüm üreten bir alan olmaktan çıkıp sürekli kriz ve tartışma üreten bir zemine dönüşecektir.
Demokrasi yalnızca seçim kazanmak değil; aynı zamanda siyasi olgunluk gösterebilme erdemidir. Kaybedildiğinde kabullenebilmek, gerektiğinde geri çekilip ortak başarıya katkı sunabilmek de demokratik kültürün önemli bir parçasıdır. Toplumun beklentisi de tam olarak budur.
Sonuç olarak “mutlak butlan” tartışmaları yalnızca hukuki bir mesele değildir. Bu süreç; siyasi etik, parti kültürü ve demokrasi anlayışı açısından da değerlendirilmelidir. Çünkü siyasetin temel amacı toplumu ileri taşımaktır. Bunun yolu ise ayrışmayı derinleştirmekten değil; ortak aklı, demokratik olgunluğu ve toplumsal birlik duygusunu büyütmekten geçmektedir.
Bugün gelinen noktada Kemal Kılıçdaroğlu’nun sergilediği tutumun, siyasi tarihte birleştirici değil ayrıştırıcı bir çizgi olarak değerlendirileceği yönünde güçlü bir toplumsal kanaat oluşmaktadır. Hatta birçok kişi, bu süreçte ortaya koyduğu tavrın doğrudan olmasa bile dolaylı biçimde iktidarın siyasi söylemlerine ve stratejilerine hizmet ettiğini düşünmektedir. Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun, muhalefeti büyüten bir lider olarak değil; muhalefet içerisinde bölünmelere zemin hazırlayan bir figür olarak anılması ihtimali giderek güçlenmektedir. Bu tablo ise hem düşündürücü hem de üzücüdür.

Yorumlar