
ALEVİLERİ ETİKETLEMEK
- sulzam1956
- 2 gün önce
- 5 dakikada okunur
Bir toplumu, bir inanç grubunu ya da bir düşünce çevresini kendi siyasal ve ideolojik bakış açımız doğrultusunda tanımlamak; ardından bu tanım üzerinden o toplumu yargılamak, suçlamak veya hedef göstermek, fikir ve düşünce özgürlüğünün sınırları içerisinde değerlendirilemez.
Elbette herkesin bir düşünceyi eleştirme, sorgulama ve farklı bir bakış açısı ortaya koyma hakkı vardır. Fakat eleştiri ile etiketleme arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Eleştiri, düşüncenin kendisiyle hesaplaşır; etiketleme ise insanları belirli bir kalıbın içine yerleştirerek onları o kalıp üzerinden değerlendirmeye başlar.
Son dönemde Kürt siyasetçi Altan Tan'ın bazı programlarda “Ali'siz Aleviler” ve “Siyasal Alevilik” gibi ifadeler kullanması, tam da bu açıdan üzerinde düşünülmesi gereken bir söylemdir.
Bir inancı kim tanımlar? Tabii ki o inancı yaşayanlar ve yaşatanlar tanımlar.
Bu anlamda Aleviliği de Aleviler yaşatır ve Aleviler tanımlar.
Alevilik konusunda elbette herkes fikir yürütebilir. Aleviliğin tarihini, inanç esaslarını, felsefesini, ritüellerini, toplumsal yapısını ve siyasal düşüncesini herkes tartışabilir. Ancak bir topluluğun kendi içindeki farklılıklarını dışarıdan belirli bir siyasal kategoriye indirgemek başka bir şeydir.
Alevilik, tarih boyunca farklı yorumların, ocakların, erkânların, geleneklerin ve düşünce biçimlerinin bir arada bulunduğu geniş bir inanç ve kültür alanıdır. Bu nedenle Alevileri tek bir tanıma sığdırmak zaten mümkün değildir.
Her inanç gibi Aleviler de Aleviliği farklı yaşayabilir ve kendi kültürel edinimlerine göre değişik bir yorum katabilir.
Bir Alevi topluluğunun içinde Ali'nin, Ehlibeyt ‘in, On İki İmam'ın, insan sevgisinin, adaletin, hakikatin, cem erkânının veya farklı felsefi yorumların nasıl ele alındığı konusunda çeşitli yaklaşımlar bulunabilir.
Bu farklılıkların varlığı, dışarıdan birinin bütün Alevileri “Ali ‘siz Aleviler” biçiminde tanımlamasına gerekçe oluşturmaz.
Çünkü bir topluluğun kendi içindeki tartışma ile o topluluğun dışarıdan tanımlanması aynı şey değildir.
“Ali'siz Aleviler” ifadesi neden sorunludur?
“Ali'siz Aleviler” ifadesi, ilk bakışta bir Alevilik tartışması gibi görünse de aslında daha derin bir sorun taşımaktadır.
Bu ifade, Aleviliğin hangi unsurlarının “gerçek” veya “gerçek olmayan” Alevilik olduğuna ilişkin bir hüküm vermektedir.
Oysa Aleviliğin tarihsel gelişimi son derece karmaşık ve çok katmanlıdır.
Alevilik yalnızca tek bir tarihsel kişilik veya tek bir inanç formülü üzerinden açıklanabilecek basit bir yapı değildir.
Aleviliği yalnızca bir unsur üzerinden tanımlamak da Aleviliğin tarihsel, felsefi, kültürel ve toplumsal boyutlarını eksik bırakır.
Dolayısıyla “Ali'siz Aleviler” gibi bir kavram, Aleviliğin kendi içerisindeki farklı yorumları anlamaktan ziyade onları bir ayrım çizgisi üzerinden sınıflandırma tehlikesi taşımaktadır.
Üstelik burada önemli olan başka bir nokta daha vardır:
Alevilerin hangi Alevilik yorumunun doğru olduğuna ilişkin tartışmayı Alevilerin kendileri yürütür.
Dışarıdan yapılan kategorik tanımlamalar ise bu iç tartışmayı anlamaktan çok, onu siyasal bir kimlik tartışmasına dönüştürebilir.
“Siyasal Alevilik” neyi ifade ediyor?
Siyaset nedir? Siyaset bir toplumun ortak değerler ve geleceği (özgürlük, adalet, üretim-tüketim, ahlak, eşit yurttaşlık, eğitim-öğretim vs. gibi) hakkında karar verme iradesidir. Bu anlamda toplumda yaşayan her bireyin siyasal talepleri olur ve olmalıdır.
Bu anlamda Aleviler de bu toplumun bir kesimi olarak siyasal taleplerinin olması kadar doğal ne olabilir.
Dolaysıyla “Siyasal Alevilik” kavramı da aynı şekilde sorgulanmalıdır.
Alevilerin eşit yurttaşlık istemesi, laikliği savunması, demokratik haklarını talep etmesi, ayrımcılığa karşı çıkması veya kamusal alanda kendilerini ifade etmeleri neden “siyasal Alevilik” olarak adlandırılmaktadır. Eğer Aleviler kendi yaşam biçimlerini zorla bir kesime dayatırsa o zaman siyasal bir irade koymuş olur ki, Alevilerin böylesi bir talebi hiçbir zaman olmamıştır.
Bir toplumun kendi haklarını savunması siyasetten bağımsız düşünülemez. Fakat bu durum, o toplumun inancının “siyasal” olduğu anlamına gelmez.
Aleviler de diğer yurttaşlar gibi siyasal düşüncelere sahip olabilirler. Aleviler arasında sağ görüşlü, sol görüşlü, sosyalist, liberal, muhafazakâr veya başka siyasal düşüncelere sahip insanlar bulunabilir.
Dolayısıyla “Alevilik” ile “Alevilerin siyasal tercihleri” birbirinden ayrılmalıdır.
Alevi olmak başka, belirli bir siyasal görüşü savunmak başkadır.
Tam da bu nedenle, Alevilerin demokratik ve eşit yurttaşlık taleplerini “Siyasal Alevilik” şeklinde etiketlemek, kavramsal bir belirsizlik yaratmaktadır.
Daha problemli olan ise geçmişe ilişkin geniş genellemelerdir.
Bir toplumun tamamını, geçmişte yaşanmış bütün siyasal olaylardan dolayı ortak bir tutumun sahibiymiş gibi göstermek tarihsel gerçekliğe uygun değildir.
Sünni inanca sahip olanlarında değişik mezheplere ve tarikatlara sahip olduğu gibi, Aleviler de yekpare bir topluluk değildir. Bölgesel farklılıklar, sınıfsal konumlar, yerel değişkenlikler, üretim-tüketim ilişkileri vs. değişik algılar, görüş ve düşüncelerde de farklılıklar var kılabilir.
Dolayısıyla Aleviler arasında da farklı dönemlerde farklı siyasal görüşler ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin toplumsal ve siyasal tarihinde Alevilerin farklı hareketlerle, farklı düşüncelerle ve farklı siyasal aktörlerle ilişkileri olmuştur.
Bu nedenle “Aleviler şununla hesaplaştı”, “Aleviler bununla kavga etti” biçimindeki toptancı ifadeler, milyonlarca insanın farklı deneyimlerini ve düşüncelerini tek bir siyasi davranışa indirgemek anlamına gelir.
Bir toplumun tamamını tek bir siyasi özne gibi göstermek, sosyolojik açıdan da sorunludur.
Çünkü toplum dediğimiz yapı homojen değildir. Eleştiri başka, hedef göstermek başkadır.
Burada altı çizilmesi gereken en önemli nokta şudur: Eleştiri hakkını savunmak ile hedef gösteren bir dili savunmak aynı şey değildir.
Bir kişinin Aleviliği eleştirme hakkı vardır.
Bir kişinin Alevi örgütlerini eleştirme hakkı vardır.
Bir kişinin Alevi hareketleriyle ilgili farklı düşünmesi de son derece doğaldır.
Ancak eleştiri yapılırken milyonlarca insanı tek bir kategoriye yerleştirmek, onların inançlarını dışarıdan tanımlamak ve ardından bu tanım üzerinden siyasal bir suçlama geliştirmek, eleştirinin sınırlarını aşan bir yönteme dönüşebilir.
Demokratik toplumların ihtiyacı olan şey, daha fazla etiket değil; daha fazla tartışmadır.
Daha fazla suçlama değil; daha fazla karşılıklı anlayıştır.
Daha fazla kutuplaşma değil; daha fazla birlikte yaşam iradesidir.
Alevilik ve birlikte yaşam kültürü
Alevilik üzerine yapılan tartışmalarda Aleviliğin kendi tarihsel ve düşünsel birikimine bakmak gerekir.
Alevilik içerisinde insanı merkeze alan, eşitliği, paylaşmayı, adaleti ve toplumsal dayanışmayı önemseyen güçlü bir düşünsel damar bulunmaktadır.
Aleviliğin binlerce yıldan bu yana taşıdığı “Değerler Sistemi” her alevi için ortak değerleri içerir. Bu değeler “Eşitlik, özgürlük, dayanışma, paylaşma, sevgi, evrensellik, kadın-erkek eşitliği, demokratik yaşam, doğayı koruma, doğayı kutsama” vs. gibi değerlerdir.
Bu bağlamda “İncinsen de incitme”, “Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın”, anlayışından “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak” düşüncesine kadar uzanan geniş bir kültürel miras, farklılıklarla birlikte yaşama fikrini öne çıkarır.
Bu nedenle Alevileri topluca barış karşıtı veya çatışmacı bir toplum olarak göstermek, Aleviliğin kendi içerisindeki güçlü barış ve birlikte yaşam anlayışını görmezden gelmek anlamına gelir.
Elbette Aleviler arasında da farklı siyasal görüşler vardır. Ancak herhangi bir Alevinin veya Alevi grubunun yaptığı siyasi tercih üzerinden bütün Alevileri sorumlu tutmak ne doğru ne de adildir.
Barış bir siyasal tercih olmanın ötesinde insanlık değeridir.
Bu nedenle barış yalnızca belirli bir siyasal grubun veya inanç topluluğunun savunması gereken bir değer değildir. Barış, insanlığın ortak değeridir.
Eşit yurttaşlık da aynı şekilde herhangi bir topluluğun ayrıcalık talebi değildir. Eşit yurttaşlık, farklı inanç ve kimliklere sahip insanların aynı hukuk düzeni içerisinde eşit haklara sahip olmasıdır. Bu aynı zamanda anayasal bir haktır.
Alevilerin eşit yurttaşlık talebi de bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Bu talebi “siyasal Alevilik” şeklinde etiketlemek yerine, demokratik toplumlarda yurttaşların temel hak ve özgürlükleri çerçevesinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Asıl ihtiyacımız olan şey: Birbirimizi tanımlamak değil, birbirimizi anlamak olmalıdır.
Bugün Türkiye'nin en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, toplumsal kesimlerin birbirlerini kendi kalıpları üzerinden tanımlamaktan vazgeçmesidir.
Kürtleri Türklerin tanımladığı gibi değil, Kürtlerin kendilerini nasıl ifade ettiklerini anlayarak konuşmak gerekir.
Alevileri Sünnilerin veya başka inanç gruplarının tanımladığı gibi değil, Alevilerin kendi tarihsel ve kültürel gerçeklikleri içerisinde anlamaya çalışmak gerekir.
Aynı şekilde Sünnileri, Kürtleri, Türkleri, Ermenileri, Rumları veya başka herhangi bir toplumsal kesimi tek bir kalıba sokmak da doğru değildir.
Çünkü insan toplulukları tek renkli değildir.
Her toplumun kendi içinde farklılıkları, çelişkileri, tartışmaları ve değişimleri vardır.
Bu nedenle demokratik kültürün temel ilkelerinden biri şudur: İnsanları kendi kimlikleri ve kendi iradeleri dışında tanımlamamak.
Sonuç olarak;
Altan Tan'ın “Ali'siz Aleviler” ve “Siyasal Alevilik” şeklindeki ifadelerini bu nedenle doğru bulmuyorum.
Bu kavramların Alevi toplumunun kendi içerisindeki farklılıkları açıklamak yerine, Alevileri dışarıdan kategorize eden ve siyasal bir çerçeveye yerleştiren bir söyleme dönüşebileceğini düşünüyorum.
Eleştiri hakkı olmalıdır. Düşünce özgürlüğü vazgeçilmezdir.
Fakat düşünce özgürlüğü, toplumları gelişigüzel etiketleme ve genelleme hakkı anlamına gelmez.
Bir toplumun inancını, kimliğini veya siyasal tutumunu eleştirebiliriz; fakat bunu yaparken o toplumun bütününü tek bir kategoriye sıkıştırmamalıyız.
Aleviler de kendi içerisindeki farklılıklarıyla birlikte bu ülkenin eşit yurttaşlarıdır ve talepleri budur.
Onların inançlarını, tarihlerini ve siyasal taleplerini dışarıdan belirlemek yerine, onları dinlemek gerekir.
Çünkü birlikte yaşam kültürü, birbirimizi yeniden tanımlamakla değil, birbirimizin kendisini nasıl tanımladığını kabul etmekle başlar.
Kutuplaşmanın dili toplumları birbirinden uzaklaştırır. Barışın dili ise insanları birbirine yaklaştırır.
Ben ayrıştıran, etiketleyen ve genelleyen bu dili doğru bulmuyorum; kabul etmiyorum ve kınıyorum.
Alevi Bektaşi Federasyonu'nun (ABF) konuya ilişkin yaptığı basın açıklamasını da bu açıdan değerli buluyorum.
Türkiye'nin ihtiyacı yeni ayrışma çizgileri yaratmak değil; farklılıklarımızla birlikte, eşit yurttaşlık ve barış temelinde yaşayabileceğimiz ortak bir gelecek kurmaktır.

Yorumlar