Alevilikte Doğacı-Monist Yorum
- sulzam1956
- 2 gün önce
- 2 dakikada okunur

Günümüzde özellikle Cemevleri’nde Alevilik çoğu zaman ritüel boyutuyla işlenmekte ve ritüeller de yer yer dogmatik bir yöntemle verilmeye çalışılmaktadır. Oysa Aleviliği yalnız ritüeller toplamına indirgemek, onun felsefi, ontolojik ve yaşam öğretisi boyutunu daraltabilir. Bu nedenle Aleviliği sadece ibadet kalıplarıyla değil, düşünsel ve hakikat arayışı yönüyle de yeniden okumak önemlidir.
Dolayısıyla Aleviliği yalnızca ritüeller, tarihsel olaylar ya da dogmatik inanç kalıplarıyla açıklamak Aleviliğin total değerlerini bir kalıba indirgemek olur.
Alevilik, aynı zamanda varlık, insan, doğa ve hakikat üzerine derin bir düşünme biçimi olarak da okunmalıdır. Bu bakışla Alevilik, doğa ile insanı, insan ile hakikati birbirinden koparmayan, birlikçi ve ilişkisel bir dünya görüşü sunar. Bu bağlamda total değerleri arasında diyalektik bir bağ kurar.
Bu perspektifte kavramların kendisinden çok, onlara yüklenen anlam önemlidir. “Hak”, “Tanrı”, “can”, “vahdet”, “don değiştirme” gibi kavramlar, zahiri ve dogmatik anlamlarından ziyade sembolik, ontolojik ve felsefi anlamlarıyla değerlendirilir.
Bu yorumda hakikat, doğadan ayrı aşkın bir yerde aranmaz. Varlık doğanın içindedir; doğa ise sürekli dönüşen canlı bir bütünlüktür. Bu bütünlükte süreç esastır; varlık durağan değil oluş halindedir. Doğada zaman ve mekân birbirinden kopuk değil, birlikte işleyen varoluş boyutlarıdır. Değişim, dönüşüm ve ilişkiler ağı bu süreçsel gerçekliğin temelidir.
Bu anlayışta:
-Hak, doğanın içkin hakikati olarak düşünülür ya da düşünülebilir.
-İnsan, doğadan kopuk değil onun bilinçli görünümüdür.
-Evren, parçalı değil bütünlüklü bir varoluştur.
Bu bakışa göre “hakikat” doğanın kendisindedir.
Alevi öğretisindeki birlik düşüncesi, varlığı bölünmez bir bütün olarak görmeye açıktır. Buna göre;
-Çokluk görünüştür ama özde birlik vardır.
-İnsan ve doğa karşıt değil,
-Madde ve bilinç kopuk değil,
-Özne ve nesne mutlak ayrılık içinde değil, hepsi aynı varlığın farklı tezahürleri olarak görülür.
Bu monist bir bakıştır. Çünkü varlığı ikiye bölmez.
Bu perspektife göre insan, doğadan ayrı üstün bir varlık değil; doğanın kendi üzerinde bilinç kazanmış biçimidir. Yaklaşık 4,5 milyar yıllık dünya tarihinde insan bilinci, yaklaşık 2 milyon yıllık tekâmül süreci içinde ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Bu yönüyle bilinç, doğaya dışarıdan eklenmiş değil, doğanın uzun evrimsel hareketi içinde beliren bir olgudur.
İnsan, evrenin kendini bilmeye açılan yüzü olarak da okunabilir.
Bu nedenle Alevilikte insan merkezcilik değil, insan-doğa bütünlüğü önem kazanır.
“İnsan-ı kâmil” de bu bağlamda doğadan kopuş değil, doğayla bilinçli uyum olarak yorumlanabilir.
Alevi öğretisindeki birçok anlatı sembolik dille aktarılmıştır.
Kırklar Cem’i, bilgeler kuramı; bilinç birliğinin sembolü ve Aleviliğin evrene, topluma ve insana bakışının mitolojik anlatımı olarak okunabilir.
Don değiştirme, kozmik döngüyü ve dönüşümü anlatan sembolik bir dil olarak yorumlanabilir.
Alevi düşüncesi yalnız birlik değil dönüşüm de içerir.
Bu bağlamda, her şey oluş halindedir. Doğa süreçtir. İnsan süreçtir. Hakikat bile durağan değil, yaşanan ve açığa çıkan bir süreçtir. Süreçte zemin (mekan) ve akış (zaman) birlikte vardır.
Bu bakış, diyalektik düşünceyi de içerir. Karşıtlar çatışmakla kalmaz, birbirini doğurur. Dönüşüm varlığın yasasıdır. Yaşam hareket halindedir.
Bu perspektiften Alevilik: Salt inanç sistemi değil, aynı zamanda bir varlık öğretisi, bir doğa felsefesi, bir bilinç öğretisi olarak okunabilir.
Bu okumada: Hakikat doğadan kopuk değildir. İnsan doğanın karşısında değil içindedir. Kavramlar amaç değil işarettir. Önemli olan onların gösterdiği anlamdır.
Bu nedenle Alevilik, kavramlara bağlılık değil, hakikatin anlamını arama yoludur.
Son tahlilde Alevilik, doğa ile insanı, bilinç ile varlığı, çokluk ile birliği aynı hakikat içinde okumaya açılan doğacı ve monist bir yaşam öğretisi olarak yorumlanabilir.

Yorumlar