TOPLUMDA KADIN
- sulzam1956
- 20 saat önce
- 2 dakikada okunur

Kadın emeğinin görünmez kılınması, üretimdeki rolünün değersizleştirilmesi ve daha düşük ücretlendirilmesi, erkek egemenliğinin kurumsallaşmasının somut göstergeleridir. Oysa tarihsel olarak kadının rolü son derece belirleyicidir. Ana Tanrıça figürleri (Ma, Kibele, Demeter) ve tarih boyunca devlet yönetmiş kadın hükümdarlar, kadının toplumsal ve siyasal gücünü açıkça ortaya koymaktadır.
Bu bağlamda, “kadınlar yönetmesin diye bir sistem kurulmuştur” tespiti abartılı değil, tarihsel gerçekliğe dayanan bir değerlendirmedir.
Kadın, doğurganlığı nedeniyle doğayla özdeşleştirilmiş; yaşamın kaynağı, üretimin ve sürekliliğin merkezi olarak görülmüştür. Besleyen, üreten, koruyan ve şifa veren bir varlık olarak toplumda başat bir konuma sahip olmuştur. Ancak özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla birlikte bu konum zayıflatılmıştır. Toprak sahipliği, miras ve soyun baba üzerinden tanımlanması, kadının toplumsal etkisini daraltmış; din, gelenek ve üretim ilişkileri bu süreci daha da pekiştirmiştir.
Bugün bu eşitsizlikler göreceli olarak azalmış olsa da ortadan kalkmış değildir.
Bu durumun aşılması; kadın ve erkeğin her şeyden önce “insan” olduğu bilincinin yerleşmesiyle mümkündür. Kadınların karar alma süreçlerine aktif katılımı, yetki ve sorumluluk üstlenmesi, toplulukları yönetmesi ve üretimde eşit haklara sahip olması bu dönüşümün temel koşullarıdır.
Alevi öğretisi, özünde kadın ve erkeği eşit kabul eder. Ancak pratikte bu eşitliğin yeterince yaşanmadığı açıktır. Bu nedenle sadece “yola hizmet etmek” değil, yolu birlikte yürütmek ve yönetmek esastır. Kadınların da bu sürecin öznesi olması gerekmektedir.
Bugün yol önderi kadınların sayısının yok denecek kadar az olması, öğretinin özüyle çelişmektedir. Oysa yol, kadın ve erkeği aynı değerde görür.
Kadın canların “yardımcı” konumdan çıkıp özne haline gelmesi için erkek egemen bakış açısının terk edilmesi zorunludur. Bu noktada Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin şu sözü yol göstericidir:
“Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yoktur. Noksanlık, eksiklik senin görüşlerindedir.”
Bu anlayıştan uzaklaşmak değil, onu yaşama geçirmek gerekir. Cemlerde ve toplumsal yaşamda erkeğin sahip olduğu tüm hak ve sorumluluklar kadınlar tarafından da fiilen kullanılmalıdır.
Aksi halde dile getirilen eşitlik söylemi, yalnızca süslü bir ifade olarak kalır.
Yola uygun olan; eşitliği söylemek değil, eşitliği yaşamaktır.

Yorumlar