top of page

BU DİL KABUL EDİLEMEZ

           Son söylenen sözler üzerine bilge ozan Yunus Emre’ nin bir dörtlüğü belleğimde uyandı.

Şöyle diyor bilge ozan:

“Söz ola kese savaşı,

Söz ola kestire başı.

Söz ola ağulu aşı,

Yağ ile bal ede söz.”

         Bilinen bir şey ki, insan ne düşünüyorsa onu dış dünyasına aktarır. Dolayısıyla kullanılan dil kişinin düşünce ve inanç dünyasını yansıtır. Bu anlamda dil bir "aynadır."

Yunus Emre bu dizelerinde olanca gerçeği ortaya koymuştur. Yunus’ a göre söz  yalnızca bir iletişim aracı değildir. Her bir sözün bir anlamı ve toplumsal yaşamda pratik bir karşılığı vardır. Dalayısıyla kullanılan bir söz, barış yaratabileceği gibi, yıkım da getirebilir.

Gene Yunus' a göre, kullanılan bir söz bir savaşı bitirebildiği gibi, başka bir söz insanın başını derde sokabilir; bazen öyle bir söz zehir gibi olan bir şeyi de tatlandırabilir.

Bu bağlamda her bir sözün de bir sorumluluğu vardır.

Özellikle siyasetçinin sözü, sıradan bir söz değildir. Çünkü siyasetçinin sözü yalnızca kendisini değil, milyonlarca insanın hafızasını, onurunu ve birbirine bakışını etkiler.

Bu açıdan Yunus Emre'nin yedi yüz yıl önce söylediği söz, bugün hâlâ çok güncel:

Söz, savaşı da kesebilir; barışı da kurabilir. Ama yanlış ve hoyrat kullanılan söz, toplumların yaralarını da yeniden kanatabilir.

Bu yazımda Yunus Emre’ nin bu dizelerini ve bu yorumu neden yaptım?

Yakın zamanda DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın, yaptığı bir açıklama nedeniyle...

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, geçmişte Alevi olup da partisinde milletvekilliği ve bakanlık yapmış isimleri kastederek  “sokaktan alıp getirdik” diye bir söz söylemiştir. Sanki bir lütufta bulunmuş gibi o insanları küçümseyen ve değersizleştiren bir dil kullanmıştır. Bu dil küçümseyici bir dildir ve asla kabul edilemez.

Dün birlikte mücadele ettiğiniz, aynı siyasi çatının altında yürüdüğünüz, Meclis’te temsil mücadelesine katkı sunmuş insanları bugün değersizleştirmek siyasi vefa ve ahlakla bağdaşmaz.

İnsanları makamdayken değerli, siyasi olarak ayrıştığınızda ise değersiz görmek, siyasetin en kötü alışkanlıklarından biridir.

Fakat mesele yalnızca birkaç eski milletvekili ve bakan da değildir.

Alevi Aydınlar Bildirgesi’ne imza atan insanlara yönelik de bir suçlama getirmiştir. Bu küçümseyici yaklaşım, Alevi aydınlarına ve Alevilerin tarihsel hafızasına bakış konusunda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Bu bildiriyi eleştirebilirsiniz ama kimseyi küçümseyenezsiniz.

Aleviler kendi tarihlerini başkalarının siyasi hesaplarına göre öğrenmek ya da unutmak zorunda değildir.

Alevilerin tarihinde katliamlar vardır. Acılar vardır. İnkar vardır. Ve bütün bunların kuşaktan kuşağa aktarılan bir hafızası vardır.

Bu nedenle Alevilerin tarihsel hafızasında katliamlarla anılan Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisî çizgisinin bugün “barış” adına yeniden yorumlanmasını kabul etmiyoruz.

Bildiriyi hazırlayan ve imzalayan Alevi aydınları, tarihsel hafızayı gündeme getirerek yalnızca geçmişi hatırlatmamış; bugüne de önemli bir uyarıda bulunmuşlardır: “Bir toplumun hafızası, hiçbir siyasi ittifakın ve güncel hesabın malzemesi yapılamaz.” demişlerdir.

Şu bilinmelidir ki Aleviler her zaman barış dili kullanmışlardır. Ama “barış” diyerek bir tarihi hafızayı da silemezsiniz.

Barış, tarihi silmek değildir.

Barış, mağdurun acısını küçümsemek değildir.

Barış, katliamları siyasi ittifakların gölgesinde unutturmak hiç değildir.

Gerçek barış, önce hakikati kabul etmekle başlar.

Yıllarca mücadele eden, bedel ödeyen insanların amacı, geçmişin acılarını unutturacak yeni siyasi ittifaklar kurmak değil; eşitlik, adalet ve özgürlük temelinde bir gelecek yaratmak olmalıdır.

Bugün bazı siyasi hesaplar gündeme gelebiir. İttifaklar kurulabilir, dengeler değişebilir. Ancak tarih değişmez; toplumların hafızası siyasi pazarlık konusu yapılamaz.

Şu bilinmelidir ki Aleviler kimsenin siyasi aparatı değildir.

Alevilerin acıları hiçbir partinin, hiçbir örgütün ve hiçbir ittifakın meşruiyet aracı olamaz.

Siz ittifakınızı kurabilirsiniz. Ancak Alevilerin hafızasını, onurunu ve tarihini kendi siyasi ihtiyaçlarınıza göre şekillendiremezsiniz.

Bizim ölçümüz nettir:

Katliamın tarafı olmaz. Katliamın ittifakı olmaz. Katliamın gerekçesi olmaz.

Katliam yaşanmıştır, tarihin belleğine işlenmiştir, inkâr da edilemez.

Ve unutmayın:

Bir toplumun hafızasını susturarak barış kurulamaz. Tarihi inkâr ederek kardeşlik sağlayamaz.

Bir partinin Eş Genel Başkanı olarak yaptığınız bu açıklama, sadece bildiriyi hazırlayıp imzalayan Alevi aydınlarını değil, onların şahsında Alevilerin tarihsel hafızasını ve bu hafızaya sahip çıkan tüm Alevileri küçümsemek anlamına geliyor.

Bu yüzden bu açıklama kabul edilemez. Hiçbir siyasi makama, hiç kimseye Alevilerin tarihsel acılarını ve hafızasını küçümseme hakkı vermez.

Bu dil "bal değil ağu" sunmuştur.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
ALEVİLERİ ETİKETLEMEK

Bir toplumu, bir inanç grubunu ya da bir düşünce çevresini kendi siyasal ve ideolojik bakış açımız doğrultusunda tanımlamak; ardından bu tanım üzerinden o toplumu yargılamak, suçlamak veya hedef göste

 
 
 

Yorumlar


bottom of page