AHLAKİ YOZLAŞMA VE IRKÇI BAKIŞ
- sulzam1956
- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur

Bugün insan bedeni üzerinden hakaret etmek, cinsiyetçi söylemler üretmek, erkek egemen bir bakış açısıyla kadın bedeni üzerinden insanları aşağılamak, etnik kimlikleri küçümsemek ve kendisi gibi olmayanı ötekileştirmek “insan onuruna aykırı bir davranıştır.” Toplulukları sıradanlaştırmak doğru değildir. İnsanları kimlikleri, cinsiyetleri, inançları veya etnik kökenleri üzerinden değersizleştirmek, aşağılamak ve sıradanlaştırmak kabul edilemez. Bu tür yaklaşımlar insan onuruna, eşitlik ilkesine ve birlikte yaşama kültürüne zarar vermektedir.
Elbette bu tür anlayışlar geçmişte de vardı; ancak son yıllarda toplumu ayrıştıran, insanlar arasındaki eşitlik duygusunu zedeleyen, doğayı acımasızca yağmalayan ve farklılıkları düşmanlık nedeni haline getiren tutumların daha da yaygınlaştığını görüyoruz.
Son günlerde Rahmi Koç’un bir fıkra üzerinden anlarttığı ve kamuoyunda tartışılan ve “bir Kürt kadını ile doktor arasındaki ilişkiyi konu alan uygunsuz ifadeler” bu yozlaşmanın örneklerinden biridir. "Kürt kadını" kimliği üzerinden “doktor-hasta ilişkisi bağlamında” anlatılan bu sözler kabul edilemez. Söz konusu ifadeler yalnızca bir kişiyi hedef almamakta; Kürtleri, kadınları ve doktorluk mesleğini de olumsuz kalıplar içerisinde sunmaktadır.
Bir halkın etnik kimliğini alay konusu yapmak, kadınları cinsiyetçi önyargılarla temsil etmek ve bir meslek grubunu ahlaki ilkelere aykırı davranışlarla özdeşleştirmek toplumsal önyargıları besleyen bir yaklaşımdır. Bu tür söylemler, farklı kimliklere sahip insanların eşit yurttaşlar olarak bir arada yaşama kültürüne zarar vermekte; ayrımcılığı ve ötekileştirmeyi yeniden üretmektedir.
Kürtleri, kadınları ve doktorları ahlak dışı davranışlarla özdeşleştiren bu yaklaşım, toplumda zaten var olan önyargıları güçlendirmekte ve toplumsal barışı zedelemektedir.
Kamuoyunda etkili konumda bulunan kişilerin kullandıkları dil, toplumdaki ayrımcılığı azaltmak yerine onu beslediğinde ortaya çıkan sonuçlar daha da ağır olmaktadır. Bu nedenle etnik kimlikleri, kadınları veya meslek gruplarını aşağılayan, küçümseyen ya da olumsuz stereotipler üzerinden tanımlayan ifadelerden özellikle kaçınılmalıdır.
İnsanların birbirini kimliği, inancı, cinsiyeti, etnik kökeni ya da yaşam tarzı üzerinden yargılaması; toplumsal barışı, dayanışmayı ve ortak yaşam kültürünü zayıflatmaktadır. Oysa bir toplumun gerçek gücü, farklılıklarıyla birlikte yaşayabilme yeteneğinde saklıdır. İnsan onuru, eşitlik ve karşılıklı saygı ilkeleri; dili, etnik kökeni, cinsiyeti veya mesleği ne olursa olsun herkes için geçerlidir.
Yaşadığımız bu süreç son derece düşündürücüdür. Çünkü ahlaki değerlerin aşınması yalnızca bireyleri değil, toplumun bütününü etkileyen bir sorundur. Ayrımcılığın, ırkçılığın, cinsiyetçiliğin ve ötekileştirici söylemlerin normalleşmesine karşı çıkmak; insan onurunu, eşit yurttaşlığı ve demokratik yaşamı savunmanın temel koşullarından biridir. Bu nedenle insan onurunu, adaleti, eşitliği ve karşılıklı saygıyı yeniden merkeze alan bir toplumsal anlayışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.
Yorumlar