top of page

ASİMİLASYON

                                              
                                              

 

            Alevi asimilasyonu, Alevi inanç ve kültürünün tarihsel süreç içinde baskı, dışlama veya yönlendirme yoluyla dönüştürülmesi, zayıflatılması ya da çoğunluk kültürüne benzetilmesi sürecini ifade eder.

            Bu bağlamda bu topraklarda binlerce yıldan bu yana hem tarihsel hem de güncel boyutları olan bir yok sayma, egemenin kendisine benzetme olarak uygulanagelmiştir.

Sapkınlık denilerek katliamlar yaşamış ve akla mantığa uygun düşmeyen

Karalamalara uğramıştır.

            Tarihsel olarak “Işık İnsanları, Rafızi, Kızılbaş” gibi isimlerle anılan söz konusu bu ezoterik topluluk, yoğun olarak 19. Yüzyıldan itibaren Alevi olarak anılmaya başlanmıştır.

             

    Aleviler, Selçuklu ve Osmanlı döneminde taşıdıkları değerler nedeniyle her zaman için “öteki” olarak görülmüşlerdir. Özellikle Yavuz Sultan Selim dönemi Kızılbaş politikaları sırasında Alevilere yönelik sert baskılar ve katliamlar yaşanmıştır. Bu süreçte:

Alevi kimliği çoğu zaman gizlenmek zorunda kalmıştır.

İnanç ritüelleri kapalı ortamlara çekilmiştir.

Devlet ile mesafeli bir toplumsal yapı oluşmuştur.

Alevilerin tarihsel olarak kırsal kesimde yerleşmiş olmalarının ve merkezden uzak

durmalarının en önemli nedeni söz konusu baskılar ve katliamlar olmuştur.

            Cumhuriyet döneminde laiklik ilkesi benimsenmiş olmasına karşın söz konusu katliamlar durmamış devletin yapısı Sünni İslam yorumunun merkezinde kalmıştır. Bu durum Aleviler açısından dolaylı bir asimilasyon baskısı olarak yorumlanır.

Diyanet İşleri Başkanlığı yalnızca Sünni İslam’ın yayıcısı olmuş ve Alevileri “öteki”

olarak gören anlayışı sürdürmüştür.

Laiklik bir anlamda devletin inançlar karşısında nötr olması anlamına gelmesine karşın

Devletin kurumları açıkça Sünni yaşam biçimini adeta dayatmışlardır.  

Eğitimin bilimsel ve laik olması gerekirken, din dersleri Sünni değerleri anlatan Alevi

çocuklarına da bu değerleri zorla vermeye çalışan bir perspektif içermektedir.  

1993 Sivas Katliamı sonrası açılan cem evleri de doğal asimilasyonla söz konusu Alevilik kendi değerlerinden hızla uzaklaşan bir yapıya dönüşmüştür.

 Bugün birçok Cemevi ’nde kızların başı kapatılmakta, Kur’an kursları verilmekte,

Sünni bir ritüelle ibadet edilmenin koşulları yaratılmıştır. Öyle ki “Kur’an’ı Türkçe okumak Alevilik olarak görülmeye başlanmıştır.

Oysa tarihi arka planda yaşanılan onlarca katliam, Alevi toplumunun kolektif

hafızasında önemli yer tutmaktadır. Bu hafızayı unutmak, Alevilerin kendi kendilerine yapacakları en büyük asimilasyon olacaktır. Örneğin daha yakın zamanlarda;

Dersim Katliamı

Maraş Katliamı

Sivas Katliamı

Gazi Katliamı,

Gezi Olayları vs… hafızalarda yaşamaktadır.  

Bu olaylar, yalnızca fiziksel şiddet değil; aynı zamanda kimlik üzerinde derin bir baskı

ve korku ortamı yaratmıştır ve yaratmaktadır.

            Asimilasyon sadece politik değil, kültürel düzeyde de gerçekleşmiştir.

Alevi gençlerin kentleşme ile birlikte geleneksel pratiklerden uzaklaşması

Deyiş, semah, cem gibi ritüellerin zayıflaması

Popüler kültür içinde Aleviliğin folklorik bir unsur haline indirgenmesi ve Aleviliğin

“Kültür” olarak görülmesi Kültür’ü de folklor düzeyinde algılanması, Aleviliğin kadimden bu yana gelen değerlerini unutturmaya dönük uygulamalardır.

 


Yorumlar


bottom of page