top of page

KIRK SAYISI VE KIRKLAR CEM'İ

KIRK’IN ANLAMI
KIRK’IN ANLAMI

Öncelikle bir konuyu daha iyi anlayabilmek için, o konunun temel kaynağını ve bütünselliğini anlamalıyız. Bu anlamda, “Kırklar Cem”ini de daha iyi kavramak için, kırk sayısına yüklenilen anlamlara bakmak gerekir.

Ezoterik anlayışlarda, bir çok sayılarda (1,3,5,7, …) olduğu gibi, kırk sayısına bir takım kozmik (varoluşla ilgili, evrensel) anlamlar yüklenmiştir. Bu anlamda, sayıların kutsallığı çerçevesinde kırk kavramının da farklı anlamları ve belirli karşılıkları bulunmaktadır.

Ezoterik öğretiler (gizli öğretiler) içinde kırk sayısının çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Kırk sayısı da belirli simgelerle bizlere doğasal bir takım bilgiler sunmaktadır. Biraz derinlemesine baktığımızda pratik yaşamda dillendirdiğimiz birçok kavramın farklı bilgiler taşıdıklarını hemen fark ederiz. Sayı gizemciliğine, birçok eski uygarlıklarda karşılaşıyoruz. Mu, Hint, Sümer, Mısır, Uygur, Yunan, Anadolu vs… gibi uygarlıklarda sayılara bir takım kozmik bilgiler yüklenmiştir. Öyle ki bu sayılar, çoğu kez bir örtü görevi görmüştür. Kırk sayısı da örtülü bilgiler içeren bir sayıdır.

Kırk sayısının, tarihsel süreç içinde, kimi uygarlıklar tarafından, belirli bilgi kodlarını taşımak için kullanıldığını öğreniyoruz.

Her şeyden önce, birçok uygarlıkta, “Kırk Sayısının” özel ve uğurlu bir sayı olduğuna inanılmıştır.

Kırk sayısı;

-Eski Mısırlılarda gök varlıklarının kendi yörüngeleri üzerindeki dönüm sürelerini gösterir.

-Tevrat’ta, insanın yaş dönemlerini belirtir. Muhtemelen ‘kırkından sonra azmak’ veya ‘kırkından sonra saz çalmak’ deyimleri de buradan kaynaklanır. (http://www.iyiturk.net)

-İnsanların 40 yaşında olgunlaştığı inancı da eski çağlardan günümüze gelen bir bilgidir.

-Kadınların gebeliğinin 40 hafta (9 ay 10 gün= 280 gün) sürmesi de kozmik bir bilgidir.

-Gebelik süresi 7*40 gündür. Kırk defa aynı günler geçer. Yedi sayısıyla, kırk sayısının kozmik bir buluşması söz konusudur.

-İnsanın 40 yaşında olgunlaşmaya başladığına inanılır.

-Müslümanların zekâtlarını 40’ta birini vermesi de kırk sayısının önemini ortaya koymaktadır.

-Nuh Tufanının 40 gün sürdüğüne inanılır.

-Bir bebek doğduktan 40 gün sonra ruhsal boyutunu kazanır. Beden, tin ve bütünlüklü yapıyı oluşturacak olan, dış dünya algısı olgunlaşmaya başlar.

-Yarısı babada, yarısı annede bulunan insan, babadan ve anneden aldığı üreme hücreleriyle yarımlar birlenir ve insan yavrusu dünyaya gelir. Spermle yumurtanın birleşmesinden sonra, anne rahmine yerleşen üreme hücreleri, burada 40 gün içinde, insanı var edecek cenine dönüşür. Ceninin oluşmasıyla, kalp atımlarının başladığı, beyin ve sinir sistemi hızla geliştiği, temel organların ilk hücrelerinin oluştuğu yönünde bilimsel görüşler vardır.

Deme ki, kırk sayısı, üremenin, doğuşun, varoluşun simgesini de oluşturmaktadır.

Kırklar Cem’i, bir yanıyla bu birleşmenin kırk içinde insana dönüştüğünü anlatan kozmik bir iletiyi de içermektedir.

Bu anlmada Kırklar Cem’i, bilgelerin, insanın var oluşunun, düşsel ve mitolojik bir söylenceye büründürerek anlatması ve bunu örtülü bir şekilde, inisiyasyon etmesidir.

-Ezoterik öğretilerde inisiyasyon (eğitim ile değişim) süresi 40 gündür.

-İsa Peygamber, söylencelere göre çölde 40 gün kalmıştır.

-Hz. Muhammed, Hıra Dağ’ında 40 gün kalmıştır.

-Hacı Bektaş Veli, Çilehane’de 40 gün kalmıştır.

-Bir şeyin öze dönüşü, 40 günde oluşur.

-Bir kişiye 40 gün “sen şusun de” o kişi kendisini o sanır.

-Ölen insanın kırk uçurmanın da bir anlamı olsa gerek. Bir inanca göre toprağa gömülen ölü bedeni 40 gün sonra bütünselliğini yitirip parçalanır. Ölen insanı bütünsel anlamda yeniden bedenlere taşımak ve o bedeni bir daha anımsamak amacıyla lokmalar verilir. Alevilik-Bektaşilikte buna “cana değme” denir.

-Yeni doğan bir insan yavrusu, beden gelişimini 40 gün içinde tamamlar ve dış dünyaya karşı tepki vermeye başlar. Bunun içinde kutlamalar yapılır. Genellikle buğday haşlanıp dağıtılır. Buna hedik denir. Buğday haşlanmasının nedeni temel besin maddesi olmasındandır. Ekmek buğdaydan yapılır.

Bu açıklamalardan sonra, Kırklar Cem’ini anlamak için kırk sayısına yüklenilen anlamlara bakmak gerekir.

Kırk sayısı, arınma, birlik, kemale ve hakikate ulaşma yolculuğunun da simgesidir.


KIRKLAR CEM’İ

Kırklar Cem’i, Alevi-Bektaşi ulularının ortaya koydukları “bilgeler tasarımıdır.”

Burada kırk sayısı önemlidir ve bu sayının seçilmesinin nedeni, kırkın, kozmik bir anlamının olduğunu vurgulamaya dönüktür.

İnançsal algıda, Kırklar Cem’i denilen ve kırk kişinin bir araya gelmesiyle yapıldığı söylenen Cem, inançsaldır. Fiziki ve gerçek anlamda böyle bir dinsel ayinin gerçekliği kuşkuludur. Bu ayine kimlerin katıldığı da net değildir. Buna karşın bazı yazarlar tarafından bu ayine katıldığı söylenen ulu kişilerin, tarihsel süreç, yaşanmışlık ve fizik dünyası bakımından, birbirleriyle bir arda olması asla olanaklı olmayacak kişilerin olduğu görülmektedir. Bu tamamen söylence dünyasının, zaman ötesi sanal algının ortaya koyduğu bir olgudur.

Bu anlamda Kırklar Cem’i tamamen bir söylenceden, uslamlamadan, kuramdan ve düşlemden oluşan imgesel bir varsayıştır.

Ama her şeyden önce, inanç dünyasında zaman ve mekân kavramı aranmaz. Çünkü inanç, uzam ötesini kapsayan bir olgudur. Dolayısıyla inanç da, fizik dünyanın değil, metafizik dünyanın söylemleri geçerlidir. Bu anlamda, Kırklar Cem’i, uzam ötesi olarak algılanmalı ve zaman+mekân olgusundan değil, orada anlatılmak ve verilmek istenen kozmik değerlerin neler olduğunun açığa çıkarılması önemlidir. Böyle bakınca, Kırklar Cem’ine kimler katılıp katılmadığından çok, orada ortaya konulan değerler bütünselliğine bakmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Bu anlamda, Kırklar Cem’i, Alevi-Bektaşi bilgelerinin, teolojik, inançsal, insansal, toplumsal, felsefi, vs bakışını ortaya koydukları, kozmik, mitolojik, folklorik ve ayinsel bir sunumdur. Bu ritüelde, metafizik bir sunumla üzeri örtülmüş, fizik dünyayı anlamaya yönelik bir düşsel kurgu söz konusudur. Önemli olan, bu söylemelerdeki örtüyü kaldırmaktır. Eğer bu yapılmazsa, Kırklar Cem’i, yaşamın gerçekliğinden, akıl süzgecinden, diyalektik olgudan ve nesnel-öznel; öznel-nesnel bağıntısından uzaklaşır ve tamamen dinsel, düşsel ve mitolojik bir söyleme dönüşür.

-Kırklar Cemi; inanca göre, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin de bulunduğu, merkezinde Hz. Ali’nin yer aldığı; toplam kırk kişinin bira arada olduğu ve herkesin birlendiği, esrime ve trans konumuna geçerek semah dönüldüğü gibi söylencelerle anlatılan düşsel bir mekân ve tasarımsal bir cemdir. Böyle bir gerçeklik yaşanmamıştır.

Her şeyden önce, Kırklar Cem’i, Alevi bilgelerin ortaya koydukları kozmik bir tasarımdır. Burada, Alevi inancı, teolojisi, ibadet anlayışı ve toplumsal duruşu, tanrıya, doğaya ve insana bakışı vs. sembolik ve metafizik bir söylemle anlatılmaya çalışılmıştır.

Alevilik öğretisinde kaynağının “Kırklar Cemi” olduğu söylenen Cem Ritüeli özünde, insanların arınması ve çokluğun birlenmesi anlamını taşır. Kırklar Cemi, bir toplumsal tasarımın, bir ütopyanın, bir toplumsal yaşam biçiminin, bir toplumsal özlemin dile getirilmesi ve bu bilincin toplu davranış biçiminde açığa vurulmasının simgesel bir gösterimidir.

Alevi Cemlerinde ki bu mitolojik söylence, topluluğa taşınırken, sanatın estetik gücünü de (özellikle müziğin insan tini üzerinde ki etkisinden de yararlanarak) kullanır. Çünkü müzik doğanın sesidir. Doğanın her kımıldanışı, her değişimi, her hareketi bir ritimdir. Alevi önderleri bu ritmi kendi dinsel törenlerinde yoğun bir şekilde kullanmışlardır. Öyle ki Aleviler müziği yalnız dinsel törenlerinde değil, yaşamın her alanında kullanırlar.

Kırklar Cem’inin en temel sunumu, “vahdet” anlayışının bilinçlere çıkarılmasıdır. Vahdet, birlenmedir. Buna göre çokluk yanılsamadır. Çokluk görüngü, birden çıkmıştır. Buna göre, her şey, Tanrı’dan çıkmıştır.

Tanrı, doğanın bütününü içerir ve içkindir. Her şey doğanın içinde kalır ve doğaya (tanrıya) döner. Örneğin: Sütü düşünün; peynir, lor, çökelek, yoğurt, ayran, yağ, vs. farklı görüntüdeki besin maddeleridir. Ama hepsinin kaynağı süttür. Süt ise, hayvanın bedeninde çıkan, birçok kimyasal maddelerin içinde bulunduğu besin maddesidir. Burada çokluk içinde Bir’lik söz konusudur. O halde süt ve sütten yapılan tüm besinlerin kaynağı sütü veren hayvandadır.

Bu bağlamda tüm evren de böyledir. Evrende ve dünyamızda gördüğümüz tüm nesnelerin kaynağı hidrojendir, hidrojenin kaynağı, proton+nötron, elektron; protonların ve nöronların kaynağı kuvarklar, elektronun kaynağı leptonlardır. Bu parçacıkların hepsi big-bang’tan sonra açığa çıkmıştır. Lepton ve kuarkların kaynağı Kuantum Alanlarıdır. Alanların kaynağı? Titreşen sicimler olabilir mi? Titreşen sicimler enerjinin de kaynağı olabilir mi? Bu bilim insanlarınca tartışılmaktadır.

O halde, hepimizin temeli, kuantum alanları ve titreşen sicimlerdir. Bugün tüm evreni oluşturan bu kadar karmaşık ve çokluk yapıdaki her şey, big-bang öncesi bir nokta kadar tözün içindeydi. Başlangıçta o tözün tekilliği söz konusuydu.

Kırklar Cem’i bu tekillik konumunun bilgeler tarafından ortaya konması ve bunun kozmik bir iletiye dönüştürülmesinin örtülü bir anlatımıdır. Kırk Kişiyiz ama hepimiz Bir’iz…. Vahdet…

Felsefi olarak, vahdet-i mevcut yani panteist bir evren algısının, mitolojik bir anlatımla bilinçlere taşınmasıdır. Buna göre, her şeyin toplamı tanrıdır. Tanrı, ağacın gövdesine, suyun damlasında, ışığın huzmesinde, üzümün çekirdeğinde, insanın en derin hücresinde, güneşin huzmesinde, yumurtanın içinde, … Kısacası her yerde, her şeyin özünde, her mekân da ve zaman da tanrı vardır. Kırklar Cem’i, doğanın ve insanın dışında ki tanrıyı, doğanın ve insanın içine taşıyan bir bilgeler sunumudur. Burada, soyutu somutlaştıran ve gizil olanı anlaşılır kılmaya çalışan bir anlatım ve tasarım söz konusudur.

Toplumsal yönden; “hepimiz bir, birimiz hepimiz” algısını öne çıkaran ve tüm insanların eşit olduğunu vurgulayan bir düşünceyi ortaya koymuştur. Bir üzüm tanesinin suyundan bir kişi içince, orada bulunan kırk kişinin aynı anda o üzüm suyunu içmiş gibi esrime olmalarını anlatan bir söylencenin, insanlığa vermek istediği ileti ortadadır. Söz konusu bu ileti, buradaki, toplumcu algıyı bilinçlere çıkarmaktan başka bir anlamı olamaz. Bu topluluk da, bir kişinin kolunu neşterle yaralaması ve bu yaradan bir damla kan akınca, diğer kırk kişinin de kollarında bir damla akması, o anda orada bulunmayan Selman-i Farisi’nin bir damla kanının da pencereden içeriye düşmesi, özünde, bilgelerin insana nasıl baktıklarının simgesel bir anlatımından başka bir şey değildir. Buna göre, bir insanın acısı da, sevinci de hepimizin acısı ve sevincidir. Bir insan aç ve yoksula, biz de aç ve yoksuluz. İnsanı insandan ayrı görmemek gerekir. Bu görüşün doğal sonucu, eşitlikçi, paylaşımcı, dayanışmacı ve bir toplumsal anlayışı savunmaktır. Kırklar Cem’inin, toplumsal anlayışı, dayanışmacı, eşitlikçi ve paylaşımcı anlayışı yansıtmaktadır. Burada, kadın ve erkek ayrımı yoktur. Örneğin, kırklar içinde kimi yazarlara ve inanç önderlerine göre 17 kadın, 23 erkek bulunmaktaydı. Aslında, bununla kadın ve erkek eşittir, biri yoksa diğeri eksiktir; o halde, kadını ikinci konumda görmenin yanlış olduğunun iletisi verilmek istenmiştir.

İnançsal olarak, Kırklar Cem’i, insanı huzura kavuşturacak olan iç dünyasının arınmasını sağlayacak değerlere yönelinmesini, tanrıya gönül gözüyle varılmasını; Tanrı’ya, korkuyla, baskıyla yasaklarla değil, sevgiyle, muhabbetle, içtenlikle ulaşılmasını ortaya koyan bir anlayışı sunmaktadır. Kırklar Cem’ini ortaya koyan bilgeler, cennet ve cehennemin yaşadığımız dünyada bulunduğunu, şekilsel ibadetten kaçınılmasını, en güzel ibadetin iyiliği, güzelliği, erdemi vs. öne çıkarmak olduğunu, ortaya koymuşlardır.

Kırklar Cem’i teosofik olarak, Tanrı’yı insanla buluşturan, Tanrı’yı-doğayı ve insanı bir bütünlük içinde gören, bir yaratan ve yaratılanın bulunmadığını, kapalı olanla (gizil nesnellik, yumurtanın içindeki civciv) açık olanın sürekli bir devir içinde bulunduğunu söyleyen bir kuramsal sunumdur.

Ayrıca, evrenin Tanrı’dan fışkırarak bir ışık huzmesiyle varlaştığını ortaya koyan, evrenin toplamının Tanrı, en temel kaynağın da Tanrı olduğunu savunan, Tanrı’ya içsl yolculukla ulaşılabileceğini ve Tanrı’nın bilinebileceğini savlayan, çokluğun yanıltıcı, gelip-geçici, tekliğin sonsuzca var olduğunu ortaya koyan bir imgesel tasarımdır. Bilgelerin ortya koydukları kuramsal sunumdur.


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Mutlak Butlan ve Kılıçdaroğlu

“MUTLAK BUTLAN” TARTIŞMALARI VE KILIÇDAROĞLU Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun son açıklamaları, bir insanın egosuna yenildiğinde ne kadar büyük yanlışların içine düşebileceğini göstermesi açıs

 
 
 

Yorumlar


bottom of page