MARAŞ KIYIMI
- sulzam1956
- 21 Ara 2025
- 2 dakikada okunur

19 Aralık 1978 tarihinde Kahramanmaraş’ta başlayıp günlerce süren Maraş Kıyımı, Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır insanlık suçlarından biridir. Kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapılmaksızın yüzlerce insan katledilmiş; binlerce kişi yaralanmış ve yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda bırakılmıştır. Olayların temel hedefi Alevi ve solcu yurttaşlar olmuştur.
Maraş’ta yaşananlar, aniden ortaya çıkmış bir “toplumsal öfke” değil; yıllar boyunca beslenen önyargıların, kışkırtmaların ve örgütlü nefretin sonucudur. 1970’li yılların siyasal kutuplaşması, sağ–sol çatışmaları ve dinin siyasal amaçlarla araçsallaştırılması, bu katliamın zeminini oluşturmuştur.
21 Aralık’ta iki ilerici öğretmenin öldürülmesi ve cenazeleri sırasında yayılan provokatif söylentiler, olayları daha da büyütmüştür. Dönemin faşist güruhu, halkı galeyana getirerek kışkırtmalarını sürdürmüşler ve “Din elden gidiyor, “Komünistler cami bastı”, “Aleviler cami yaktılar”, vs. gibi yalanları söylemişler ve katliamcı güçlerin eyleme dönüşmesinin psikolojik boyutunu hazırlamışlardı.
Bu kışkırtmalar sonucunda günlerce süren olaylar gerçekleşmiş ve Alevi ve sol görüşlü yurttaşların evleri ve işyerleri hedef alınarak insanlar katledilmişlerdir. Günler süren saldırılar sonucunda resmî kayıtlara göre 111 kişi yaşamını yitirmiştir. Tanıklıklar ise bu sayının daha fazla olduğunu göstermektedir.
Maraş Kıyımı, din adına işlenen şiddetin ve mezhepçi nefretin toplumu nasıl felakete sürükleyebileceğinin açık bir göstergesidir.
Oysa inanç, insanları birleştirmesi gerekirken; siyasal çıkarlar uğruna ayrıştırmanın ve yok etmenin aracı hâline getirilmiştir. Tarihsel olarak da Kızılbaş-Alevi katliamlarının bu topraklarda her zaman yapılagelmiş ve bu katliamlar, yüzyılımızda da Dersim’de, Sivas’ta, Çorum’da, Madımak ’ta vs sürmüştür.
Olayların ardından yürütülen yargı süreçleri, adalet duygusunu tatmin etmemiş; gerçek sorumluların ortaya çıkarılamadığı yönünde güçlü bir kanaat oluşmuştur. Bu durum, yalnızca Maraş’ta değil, Sivas Madımak ve Gazi olaylarında da görülen “cezasızlık” sorununu gözler önüne sermektedir.
Maraş Kıyımı, geçmişte kalmış bir olay değildir. Yüzleşilmediği sürece toplumsal hafızada yaşamaya ve yeni acıların zeminini oluşturmaya devam edecektir. Bu nedenle hakikatle yüzleşmek, adaleti sağlamak ve toplumsal barışı güçlendirmek bir zorunluluktur.
Barıştan, özgürlükten, laiklikten, ortak değerlerle bir arada yaşama kültüründen, kısacası demokrasiden nasibini alamamış olan; bu bağlamda; tekçi/ etnikçi /merkezci/ kendinci/ ve egosantrik anlayıştan uzak güruhtan evrensel değerler beklenemez…
Üzerinden 47 yıl geçmiş olan Maraş Kıyımı’nda yaşamını yitirenleri saygıyla anıyor; eşitliğin, kardeşliğin ve barışın egemen olduğu bir toplum umudunu yineliyorum
Yorumlar